Hamparian’ın konuşması, Türkiye’ye yönelik yaptırım çağrılarıyla doludur ve kısa vadeli siyasi kazanımlar sağlasa da uzun vadede kalıcı barışın önünü açmayacaktır. Bu tür söylemlerin, Ermenistan’ın yeni yönetiminin iç ve dış politika öncelikleriyle çelişmesi, diasporanın radikal kesimlerinin tutumlarının sürdürülebilir olmadığını göstermektedir. Bugün ihtiyaç duyulan şey, karşılıklı saygı temelinde yeni bir diyalog zemini oluşturmaktır.
Geçtiğimiz günlerde Washington’da düzenlenen 41. Yıllık PSEKA Konferansı kapsamında "The Republic of Cyprus: A Strong Strategic Partner of the United States" başlıklı oturumda konuşan ANCA Genel Direktörü Aram Hamparian, Ermeni ve Rum lobileri arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiğini savundu. Hamparian, Türkiye’nin Kıbrıs’taki varlığını sert bir dille eleştirerek, ABD yönetiminin Türkiye’ye karşı daha kararlı ve yaptırım odaklı bir politika izlemesi çağrısında bulundu.
Hamparian’ın konuşmasında öne çıkan bazı noktalar şunlardır:
Bu yaklaşım, Türkiye Cumhuriyeti’nin Doğu Akdeniz ve Güney Kafkasya’daki barış çabalarını olumsuz etkileme girişimi olarak değerlendirilmektedir.
Hamparian’ın "işgal" anlatısına dayanan söylemi, Kıbrıs meselesinin karmaşıklığını göz ardı etmektedir. Türkiye’nin 1974’te gerçekleştirdiği müdahale, Kıbrıs Türk toplumunun güvenliğini sağlamak amacıyla yapılmış ve Garanti Antlaşması’na dayanmaktadır. Adada kalıcı bir çözümün önündeki temel sorun, iki toplum arasında siyasi eşitlik temelinde bir uzlaşının henüz sağlanamamış olmasıdır.
Hamparian’ın Türkiye’nin bölgesel rolünü göz ardı etmesi, Türkiye’nin uluslararası sistemdeki stratejik önemini küçümsemektedir:
Son yıllarda Türkiye, hem bölgesel hem de küresel ölçekte diplomatik ve ekonomik etkisini artırmıştır. Bu bağlamda:
Hamparian’ın Ermeni ve Rum diasporalarının kendi tarihsel yorumlarını gündeme getirmesi, bu iddiaların ABD dış politikasını Türkiye karşıtı bir çizgiye yönlendirme amacı taşımaktadır. Bu durum, bölgesel barışa ve toplumlar arası diyaloğa katkı sağlamamaktadır. Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşme sürecinde, uzlaşı yerine baskı ve yaptırımı önceleyen söylemler yapıcı olmaktan uzaktır.
Hamparian’ın konuşması, Türkiye’ye yönelik yaptırım çağrılarıyla doludur ve kısa vadeli siyasi kazanımlar sağlasa da uzun vadede kalıcı barışın önünü açmayacaktır. Bu tür söylemlerin, Ermenistan’ın yeni yönetiminin iç ve dış politika öncelikleriyle çelişmesi, diasporanın radikal kesimlerinin tutumlarının sürdürülebilir olmadığını göstermektedir. Bugün ihtiyaç duyulan şey, karşılıklı saygı temelinde yeni bir diyalog zemini oluşturmaktır.
Yorumlar