İsrail'deki seçimler, sadece Netanyahu'nun siyasi geleceğini değil, aynı zamanda ülkenin barış ve demokrasi yolunda ilerleyip ilerlemeyeceğini belirleyecektir. Seçmen, Netanyahu'nun sorumluluğundan kaçınmasına karşı, daha yapıcı ve barışçıl bir liderlik arayışında görünmektedir.
İsrail'de yapılacak seçimler, ülkenin geleceği açısından kritik bir dönüm noktası niteliğindedir. 7 Ekim 2023'teki Hamas katliamından sonra ülke çapında yapılacak ilk seçim, Netanyahu'nun siyasi geleceğini belirleyecektir.
Eski diplomat Andreas Papastavrou, mevcut seçim kampanyasının sert ve temiz olmadığını belirtmiştir. Seçimin en önemli konuları şunlardır:
Papastavrou, 7 Ekim 2023'teki katliamın İsrail'e sonsuza değin damgasını vurduğunu ve toplumu fazlasıyla gerdiğini belirtmiştir. Ancak bunun sindirilmesi henüz tamamlanmadığını ve sorumlulukların açıklığa kavuşturulmasının hâlâ beklenmekte olduğunu vurgulamıştır.
Der Tagesspiegel'e göre Netanyahu için seçim günü kader gününe dönüşecektir:
"Bu, üç yıl önceki Hamas katliamından sonra ülke çapında yapılan ilk seçim. Sonunda Başbakan'ın bir dönem daha görevde kalmasının giderek zorlaşması pekâlâ mümkün görülüyor."
Alman yayın kuruluşu, Netanyahu'nun bir saldırı gerçekleşebileceğine dair uyarıları kulak ardı ettiğine yönelik şüphelerin her geçen gün güçlendiğini belirtmiştir. Halkın önemli bir bölümünün uzun süredir başbakanlık koltuğunda oturan Netanyahu'dan bıkmış olması da seçim sonucunu etkileyebilecektir.
Der Tagesspiegel, birçok kişinin Netanyahu'nun en umut vadeden rakibi Gadi Eisenkot gibi bir siyasetçi profiline özlem duyduğunu belirtmiştir:
"Daha az kutuplaştırıcı, daha az gösterişçi, daha az otoriter."
Seçimler, ülkenin izleyeceği yönü belirleyecek bir tercih niteliğindedir.
Népszava, Netanyahu'nun BM Genel Kurulu'nda savaşın tüm askeri başarılarını kendisine ve liderliğini yaptığı hükümete yazdığını belirtmiştir. Ancak Netanyahu, eleştirileri ve suçlamaları istisnasız İsrail karşıtı, antisemitik ifadeler şeklinde yorumlamıştır:
"Netanyahu, İsrail'e yönelik terör saldırısı, rehinelerin kurtarılmasının sabote edilmesi ya da başka herhangi bir meseleyle bağlantılı olarak kendi sorumluluğundan tek kelime dahi söz etmedi."
Népszava, İsrailli seçmenlerin hâlâ bu sorulara yanıt beklediklerini belirtmiştir.
Népszava, Netanyahu'nun yerine kim gelirse gelsin, dünya İsrail'i yeniden Ortadoğu'daki tek demokrasi olarak görene kadar uzun ve çetin bir yoldan geçmek gerektiğini vurgulamıştır:
"Netanyahu'nun yerine kim gelirse gelsin, dünya İsrail'i yeniden Ortadoğu'daki tek demokrasi olarak görene kadar uzun ve çetin bir yoldan geçmek gerekecek."
Yazar Doron Rabinovici, Profil'de İsrail'in ancak birlik olursa ayakta kalabileceğini vurgulamıştır:
"İster İsrailli olsun ister Filistinli, tüm köktendincilerin vizyonları yıkıma götürüyor."
Rabinovici, köktendincilerin çifte anlamda devlet inkârcıları olduğunu belirtmiştir:
"Çünkü faşist kışkırtmalarıyla salt Filistin devletini değil, demokrasisiyle ve içinde bir Arap yüksek hâkimin de yer aldığı Yüksek Mahkemesi'yle birlikte İsrail devletini de hedef alıyorlar."
Rabinovici, özgür bir Filistin ile barış içinde yaşayan Yahudi ulusuna dair tüm olasılıkları silip atmak isteyen köktendincilere karşı, ülkede savaşların ve şiddetin sona ereceği umuduna tutunanları desteklemenin gerektiğini vurgulamıştır.
İsrail'deki seçimler, sadece Netanyahu'nun siyasi geleceğini değil, aynı zamanda ülkenin barış ve demokrasi yolunda ilerleyip ilerlemeyeceğini belirleyecektir. Seçmen, Netanyahu'nun sorumluluğundan kaçınmasına karşı, daha yapıcı ve barışçıl bir liderlik arayışında görünmektedir.
Yorumlar