Şimdi gözler ABD'den gelecek istihdam ve enflasyon verilerine çevrildi. Güçlü istihdam ve yüksek enflasyon, Fed'in faiz artırımı ihtimalini daha da güçlendirebilir. Tersi bir tablo ise son tahvil satışlarının aşırı fiyatlama olduğu görüşünü destekleyebilir.
TAHVIL PİYASASI UYARIYOR: FAİZ ARTIŞI KAPIDA
Petrolün 90 doların üzerine çıkması, enflasyon endişelerinin yeniden güçlenmesi ve merkez bankalarının daha sıkı para politikasına yönelmesi beklentisi küresel tahvil piyasasını sarsıyor. ABD'den Japonya'ya, Almanya'dan İngiltere'ye tahvil getirileri yılların zirvesine ulaşırken, piyasalar faiz artışı ihtimalini yeniden fiyatlamaya başladı.
Faiz artışı senaryosu geri döndü
Yatırımcıların uzun süredir geride bıraktığını düşündüğü faiz artışı senaryosu, tahvil piyasasında yeniden ortaya çıktı. Küresel devlet tahvillerinde getiriler aynı anda yükselirken, piyasanın mesajı giderek netleşiyor. Petrol yüksek kalır, enflasyon beklentileri güçlenir ve merkez bankaları beklenenden daha sıkı bir çizgiye yönelirse faiz indirimi hikâyesi yerini yeni bir sıkılaşma dönemine bırakabilir.
ABD-İran geriliminin tırmanmasıyla Brent petrolün 90 doların üzerine çıkması, bu senaryonun en önemli tetikleyicilerinden biri oldu. Brent son olarak yüzde 2'ye yakın artışla 92 dolara yöneldi.
Küresel ölçekte satış dalgası
Enerji maliyetlerindeki artışın enflasyonu yeniden yukarı çekebileceği endişesi, tahvil yatırımcılarını satışa yönlendirdi. Küresel tahvil piyasasındaki sonuçlar dikkat çekici oldu:
ABD'nin 10 yıllık Hazine tahvili getirisi yüzde 4,79'a çıkarak Ocak 2025'ten bu yana en yüksek seviyeyi gördü. Almanya'nın 10 yıllık tahvil getirisi yüzde 3,339'a yükselerek 2011'den bu yana görülmeyen seviyeye ulaştı. İngiltere'de 10 yıllık getiri yüzde 5,234'e çıkarak 2008'den bu yana zirveyi kaydetti. Japonya'da ise 10 yıllık tahvil getirisi yüzde 3'ü aşarak yaklaşık 30 yılın en yüksek seviyelerine tırmandı.
Commerzbank'ın faiz ve kredi araştırmaları başkanı Christoph Rieger, tahvil piyasasındaki satış dalgasının derinleştiğine dikkat çekti.
Fed'den faiz artışı beklentisi yüzde 67,5'e çıktı
Tahvil piyasasındaki hareketin merkezinde yalnızca petrol yok. Fed Başkanı Kevin Warsh'ın Jackson Hole'daki enflasyon vurgusu da yatırımcıların faiz beklentilerini değiştirdi. Warsh'ın konuşmasının ardından piyasalar, Fed'in eylülde 25 baz puanlık faiz artışı yapma ihtimalini yüzde 67,5 olarak fiyatlamaya başladı. Bu olasılık konuşma öncesinde yaklaşık üçte bir düzeyindeydi.
Böylece piyasa açısından kritik denklem değişti: Daha yüksek petrol fiyatlarının körüklediği daha yüksek enflasyon riski, daha uzun süre yüksek faiz ve daha yüksek tahvil getirileri olarak şekilleniyor.
KBC Bank analistleri de küresel tahvil getirilerindeki yükselişi yüksek enerji fiyatları, daha sıkı para politikası beklentileri ve artan mali risk primleriyle açıklıyor.
ABD'nin borçlanma maliyeti artıyor
Tahvil getirilerindeki yükseliş Washington açısından da önemli bir probleme işaret ediyor. ABD Hazinesi uzun vadeli tahvillerdeki borçlanma maliyetlerini düşürmek amacıyla geri alımları artıracağını açıklarken, 30 yıllık tahvil getirisinin 19 yılın zirvesine çıkması bu stratejiyi zorlaştırıyor.
Tahvil fiyatı düştükçe getiri yükseliyor ve devletin yeni borçlanma maliyeti artıyor. ABD gibi yüksek borç stokuna sahip bir ekonomi için bu durum yalnızca piyasa değil, bütçe dengeleri açısından da kritik.
Eylül verileri yönü belirleyecek
Şimdi gözler ABD'den gelecek istihdam ve enflasyon verilerine çevrildi. Güçlü istihdam ve yüksek enflasyon, Fed'in faiz artırımı ihtimalini daha da güçlendirebilir. Tersi bir tablo ise son tahvil satışlarının aşırı fiyatlama olduğu görüşünü destekleyebilir.
Ancak mevcut hareketin kapsamı, piyasanın yalnızca tek bir Fed kararını değil, küresel faiz rejiminin yeniden şekillenme ihtimalini fiyatladığını gösteriyor.
Faizde yeni dalganın 3 tetikleyicisi
Petrol şoku: Hürmüz çevresindeki gerilimin enerji akışlarına ilişkin endişeleri artırması Brent'i 90 doların üzerine taşıdı. Petrol fiyatlarının yüksek kalması, merkez bankalarının enflasyonla mücadelede daha temkinli davranmasına neden olabilir.
Merkez bankaları: Fed'in yanı sıra Japonya ve Euro Bölgesi merkez bankalarının da önümüzdeki dönemde faiz artırabileceğine ilişkin beklentiler güçleniyor. Böylece küresel faiz indirimi döngüsünün yerini daha sıkı bir para politikası görünümüne bırakması riski ortaya çıkıyor.
Enflasyon ve borç: Yüksek kamu borcu, yükselen enerji fiyatları ve inatçı enflasyon aynı anda tahvil piyasasına baskı yapıyor. Tahvil getirilerindeki yükseliş sürdükçe devletlerin borçlanma maliyetleri de artıyor. Bu nedenle tahvil piyasasındaki satış dalgası, merkez bankalarının kararlarından çok daha geniş bir küresel finansman hikâyesine dönüşebilir.
Yorumlar