İNSAN OLMAK

Yayınlanma Tarihi : Google News

İNSAN OLMAK

"İnsan, yeryüzüne hükmetmek için değil; önce kendi karanlığını aydınlatmak için gönderilmiş uzun bir duadır belki de..."

Bugün kendimden söz etmek istiyorum; ne adımı büyütmek için, ne düşüncelerimi mutlak hakikatin tahtına oturtmak için, ne de dünyaya kendimce doğrular dağıtan bir bilge gibi görünmek için... Yalnızca, ömrünün büyük kısmını kendi içine doğru yürümeye çalışmış, her adımında bilgisinin cehalet karşısındaki küçüklüğünü yeniden fark etmiş sıradan bir insanın sessizliğini sizinle paylaşabilmek için...

Çünkü yıllar bana öğretti ki, insanın en büyük zaferi başkalarını yenmesi değildir; kendi öfkesini merhamete, kendi kibrini tevazuya, kendi hırsını paylaşmaya dönüştürebildiği o görünmez an, tarihin yazmadığı fakat vicdanın asla unutmadığı en büyük fetihtir.

Ben, fikirlerimin arkasına saklanacak kadar korkak olmak istemedim hiçbir zaman; çünkü düşüncenin değeri, değişmez oluşunda değil, hakikate yaklaştıkça kendi kabuğunu kırabilmesindedir. Eğer bugün inandığım bir cümle yarın daha büyük bir hakikatin karşısında eğilmeyecek kadar katıysa, o cümle artık bilgi değil, kibirdir.

Gökyüzüne her baktığımda yıldızların bana anlattığı ilk hakikat şudur: Evren, insanın bütün iddialarından daha büyüktür; bilgi, bütün kitaplardan daha derindir; hakikat ise hiçbir zihnin tek başına sahip olamayacağı kadar engin bir denizdir. Belki de bu yüzden öğrenmek, varılacak bir liman değil; ömür boyunca devam eden, kıyısı görünmeyen kutsal bir yolculuktur.

Ben bir ağacın gövdesine yaslanan yorgun bir ihtiyarla, sokakta gülümseyen bir çocuğun aynı hayat türküsünün iki ayrı mısrası olduğuna inanıyorum; çünkü merhamet, insanı yalnız insana değil, kuşa, toprağa, suya, göğe, rüzgâra ve henüz adını bilmediğimiz bütün canlılara bağlayan görünmez bir köprüdür. O köprü yıkıldığında yalnız şehirler değil, insanın içindeki medeniyet de yıkılır.

Hayat bana öğretti ki, bana benzeyen insanlar her zaman beni çoğaltmaz; bazen bana hiç benzemeyen insanlar, düşüncelerime açtıkları pencerelerle beni yeniden doğurur. Çünkü aynı ses yalnız yankı üretir; farklı sesler ise hakikatin görünmeyen senfonisini tamamlar. Bu yüzden ben, aynı fikirde olduğum insanlardan önce, aynı vicdanı taşıyabildiğim insanları kendime yakın hissederim.

Dürüstlük... Bana göre insan ruhunun en eski mabedidir. İyi niyet ise o mabedin hiç sönmeyen kandili... İnancı, kimliği, dünya görüşü, dili ya da hayatı yorumlayış biçimi ne olursa olsun, sözünün ağırlığını menfaatine satmamış bir insan bana her zaman güven verir; buna karşılık, benim cümlelerimi tekrar edip vicdanını susturmuş biri, bana en uzak yabancıdır.

Artık anlıyorum ki, insanlığın en büyük felaketi düşünce ayrılığı değildir; çünkü fikirler tartıştıkça olgunlaşır. Asıl felaket, vicdanın susmasıdır. Çünkü vicdan sustuğunda kelimeler propaganda olur, hakikat slogan olur, özgürlük gösteriye dönüşür ve insan, kendi elleriyle ördüğü duvarların mahkûmu hâline gelir.

İşte bu yüzden ben, hiçbir düşünceyi bir başka insanı küçültmenin bahanesi yapmak istemiyorum. Benim aradığım zafer, bir tartışmayı kazanmak değil; bir kalbi incitmeden konuşabilmek, bir farklılığı düşmanlığa dönüştürmeden anlayabilmek ve bana emanet edilen ömrün sonunda, ardımda yalnızca şu cümleyi bırakabilmektir:

"Bu dünyadan bir insan geçti... Ve geçtiği hiçbir yere nefret ekmedi."

 

 

Yorum Gönder

Yorumlar