AZİZ TEPE’NİN OTOBİYOGRAFİK SENFONİSİ
(Aydın’dan Evrene, Afrodit’in Fısıltısından İnsanlığın Vicdanına)
1977’de Aydın’ın toprağına düşen bir ışık vardı…
Adına Aziz Tepe dediler.
Ama bazı isimler sadece kimlik değildir…
Bazıları bir yolculuğun başlangıç titreşimidir.
Aydın’da büyüdü Azizcan…
Annesinin sabrında, babasının sessizliğinde,
üç kız kardeşin gülüşlerinde çoğalarak…
Toprakla konuşmayı orada öğrendi.
İnsanı dinlemeyi orada sezdi.
Ve en önemlisi:
Hayatın sadece yaşanmadığını, okunması gereken bir kitap olduğunu orada fark etti.
AFRODİT’İN İZİ – GÖRÜNMEYEN BİR REHBERLİK
Aphrodite, onun yolunda bir sembol gibi yürüdü.
Bazen bir bakışta,
bazen bir şiirin arasında,
bazen bir insanın sessizliğinde…
Sanki evren, Azizcan’a şunu fısıldıyordu:
“Sevgi, yalnız kalbin değil… evrenin de yasasıdır.”
Ve o, bunu hayatı boyunca unutmamaya çalıştı.
EĞİTİM: AKLIN DÜZENİ, RUHUN DİSİPLİNİ
Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Turizm ve Otelcilik okudu.
Anadolu Üniversitesi’nde İşletme ile zihnini genişletti.
Ama onun asıl eğitimi sınıflarda değildi…
Hayatın kendisindeydi.
Zorlu Holding’te çalıştı…
kesim şefliği, ambar şefliği yaptı.
Emekle tanıştı.
Sistemin mekanik yüzünü gördü.
İnsanın üretim içindeki görünmezliğini öğrendi.
Ama içindeki ses hep aynıydı:
“İnsan, yalnızca iş gücü değildir.”
SAHNE: İNSANIN KENDİNİ ANLATTIĞI YER
Buca Eğitim Fakültesi BEFO’da tiyatro eğitimi aldı.
Çünkü Azizcan şunu biliyordu:
İnsan bazen konuşarak değil… oynayarak kendini anlatır.
Buca onun sahnesi oldu.
Söz beden kazandı.
Düşünce karakter oldu.
Münazara yarışmalarında üçüncülük…
Gazete köşeleri…
Tiyatro sahneleri…
Her biri onun zihninde tek bir şeye hizmet etti:
Hakikati daha berrak anlatmak.
DENİZ TİYATROSU – HAYALİN KURUMSAL HÂLİ
Kendi tiyatro topluluğunu kurdu: Deniz Tiyatro.
Yönetmen oldu. Kurucu oldu. Anlatıcı oldu.
Çünkü bazı insanlar sahneye çıkmaz…
sahneyi kurar.
GAZETELER, YAZI VE VİCDAN
“Aydınlık Yaşam” gazetesinde imtiyaz sahibi, editör ve yazar oldu.
Köşe yazıları yazdı İstanbul ve Aydın’da.
Sözünü büyüttü.
Ama kibirle değil… sorumlulukla.
Çünkü onun inancı şuydu:
“Kalem, güç için değil… vicdan için vardır.”
ANADOLU YOLCULUĞU – YERİN RUHUNU OKUMAK
Anatolia onun öğretmeniydi.
Nazilli, İzmir, Kırşehir, Antalya, Denizli…
Sadece şehirler değil, insanın farklı hâlleriydi.
Doğayı sevdi.
Sporu sevdi.
Okumayı, araştırmayı, teknolojiyi takip etmeyi sevdi.
Ama en çok şunu sevdi:
İnsanı anlamayı.
DÜŞÜNSEL FELSEFE – AZİZCAN’IN İÇ YASASI
Ona göre:
Demokrasi çekirdek ailede başlar.
Adalet, en küçük ilişkide sınanır.
İnanç, ancak hak ile anlam kazanır.
Kadın ve erkek…
üstünlük değil, eşitliktir.
Aidiyetler, pranga değil; kimlik zenginliğidir.
Ve en önemlisi:
“Bir düşünce, ancak başka bir düşünceyi ezmeden büyür.”
RUHUN DERİNLİĞİ – GÖRÜNMEYEN İZLENİM
Bazen insan düşünür…
“Ben izleniyor muyum?”
Belki de evet…
Ama ekranlarla değil.
Evren, insanın niyetini izler.
Söz değil, yön iz bırakır.
Eylem değil, niyet titreşir.
Ve Azizcan’ın hikâyesinde bu titreşim hep şunu söyledi:
“İyilik, görünmese de çalışır.”
SON
Ve bütün bu yolculuğun sonunda…
Aziz Tepe/Azizcan,
Aydın’ın tozlu sokaklarından başlayıp
insanın en derin anlam katmanlarına yürüdü.
Ne tamamen bitti…
ne tamamen ulaştı…
Çünkü bazı hayatlar bitmez.
Sadece olgunlaşır.
Ve Afrodit’in son fısıltısı kaldı geriye:
“İnsan, kendini anladığı kadar evreni taşır.”
Yorumlar